İçeriğe geç
Belgesel

51. Bölge İtirafçısı – Bob Lazar Röportajı

Baso 10 dakikalık okuma
Video Kanıtı

14 Mayıs 1989’da Las Vegas, Nevada’da; Bob Lazar, “DENNIS” takma adını kullanarak Peabody ödüllü araştırmacı gazeteci George Knapp’ın karşısına ilk kez kamera önüne çıktı. Lazar, S4 adlı (Nevada’daki Area 51 yakınlarında bulunan gizli bir askeri alt üs) bölgede uzaylı araçları üzerinde çalıştığına dair hikayesini paylaştı.

George Knapp, mesleki itibarını riske atarak UFO konusunu ciddi bir şekilde inceleyen tek gazeteci olmuştur. Dünyanın dikkatini Area 51’e çeken Knapp, hâlâ gelmiş geçmiş en iyi UFO belgesellerinden biri olarak kabul edilen bir yapıma imza atmıştır. Knapp, UFO konusuna bir güvenilirlik havası getirmiştir. Ayrıca bu alandaki sahtekarları ifşa etmekten çekinmeyen Knapp, Skinwalker Çiftliği konusunda NIDS ile yakın çalışmalar yürütmüştür.

Bob Lazar hikayesini ilk kez ortaya çıkaran da Knapp’tır ve bugüne kadar Lazar’ın hikayesinde son derece tutarlı olduğunu savunmaktadır. Lazar “pezevenklik” (fuhşa aracılık) suçlamasıyla tutuklandığında Knapp onunla birlikte çalışıyordu.

Robert Scott Lazar veya Bob Lazar (26 Ocak 1959’da Coral Gables, Florida, ABD’de Albert Lazar ve Phyllis Berliner’in oğlu olarak doğdu), 1988’den 1989’a kadar Area 51’in yanındaki Groom Lake, Nevada yakınlarında bulunan S-4 (Sektör Dört) adlı bir bölgede fizikçi olarak çalıştığını iddia etmektedir.

Lazar’a göre S-4, dış dünyadan gelen uçan dairelerin incelenmesi ve muhtemel tersine mühendislik çalışmaları için kullanılan gizli bir askeri konumdur. Lazar orada dokuz farklı disk gördüğünü söylemekte ve bunların itki sistemleri hakkında ayrıntılar vermektedir. Eleştirenler ise, “gitmiş olması gereken okullarda hiçbir kaydının bulunmaması ve bilim dünyasındaki diğer kişilerin onunla tanıştığına dair hiçbir şey hatırlamaması” üzerine “Lazar’ın güvenilirliğinin yerle bir olduğunu” ileri sürmüşlerdir.

Lazar, orada kendisine gösterilen uzay aracının medeniyetimizden binlerce yıl daha ileri bir teknolojiye sahip olduğunu, ancak görünüşe göre bizden çok daha kısa boylu varlıklar için tasarlandığını vurgulamıştır. Lazar açıklamalarına, adı geçen bölgede dünya dışı varlıklara ait 9 adet disk şeklinde uzay aracının bulunduğunu da eklemişti: “Bu disklerden bir tanesi, İsviçreli Eduard ‘Billy’ Meier adındaki temasçının 1970’li yılların ortasında fotoğraflarını çektiği ve Pleiades takım yıldızından geldiği iddia edilen araca benziyordu.”

Element 115: Uzaylı Teknolojisinin Gizemli Yakıtı

Lazar, takip eden aylarda kendisiyle yapılan röportajlarda hikâyesini daha ayrıntılı bir şekilde anlatmış; 51. Bölge’de bulunan ve birbirinden tamamen farklı 9 disk şeklindeki araç için yakıt olarak 223 gramlık — o dönemde henüz keşfedilmemiş bir element olan — element 115’in kullanıldığını açıklamıştı:

“Bu element daha çok yanık turuncu renginde olup çok yumuşaktır. Öyle ki tırnağınızla üstüne çentik bile atabilirsiniz. Ancak son derece ağırdır. Elementin bir parçasını kaldırdığınızda onun kurşun olmadığını hemen anlarsınız. Şaşırtıcı derecede ağırdır.”

George Knapp’ın Araştırması ve Lazar’ın Doğrulanması

Las Vegaslı araştırmacı-gazeteci George Knapp, Lazar’ın geçmiş iş yaşamını araştırmış; Lazar’ın gerçekten Los Alamos’ta yaşadığını ve Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda fizikçi olarak çalıştığını doğrulamıştır. Ayrıca Lazar’ın iddia ettiği dönemlerde 51. Bölge/S4’te çalıştığını belgeleyen yasal kayıtlar, Donanma İstihbarat Departmanı’ndan temin edilmiştir.

Lazar’ın fizik, elektrik mühendisliği ve itici güç sistemleri alanlarındaki sağlam geçmişi nedeniyle kendisiyle pek çok görüşme yapılmıştır. Bugüne kadar üssü, iş arkadaşları ve yapımı son derece karmaşık olan uzaylı araçlar hakkında son derece ayrıntılı tarifler ve bilimsel bilgiler sunmuştur.

Hava İstihbarat Merkezi Üyesi Anlatıyor

51. Bölge’de görülen disk şekilli cisimlerle ilgili dikkat çekici bir diğer olay, Hava Kuvvetleri emeklisi ve gazeteci Robert Dorr tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştır. Dorr, 1953 yılı Nisan ayında Nellis test üssünde görev yapan Hava Teknik İstihbarat Merkezi ekibinin bir üyesinin, kendisine yeniden düzenlemesi yapılmış bir uçan dairenin görgü tanığı olduğunu ihbar ettiğini belirtmişti. Cismin incelenmesinin Doğu Kıyısı’nda gerçekleştirildiği aktarılmıştı.

“O, 8,5 metre çapında kusursuz bir diskti. Kalınlığı çemberin çevresinde 30 santimetreden başlarken ortaya doğru 3,5 metreye ulaşıyordu. Savaş uçaklarınkine benzer yükseltilmiş bir kokpiti, hemen altında da 150’ye 150 santimetre uzunluğunda ve 2 metre yüksekliğinde onu çevreleyen bir alan vardı. İtici güç sistemi tamamen tahrip olmuştu; aygıtlar ve elektrik tertibatı tanıdık materyaller içermesine karşın neredeyse anlaşılmazdı. Cisim, dünyanın yörüngesindeki bir ana gemi tarafından yönetilmek üzere tasarlanmış küçük bir araç izlenimi uyandırıyordu. Boyutlarından ve hasar görmüş oturma düzeninden anlaşıldığı üzere, insana benzer uzuvlara sahip ancak çok daha kısa boylu iki kişilik bir mürettebat için tasarlanmıştı. Bu aracı bir insan pilotun sığabileceği biçimde yeniden düzenlemek aylarca sürmüştü.”

Daha Fazla Tanık

Atomik Enerji Komisyonu’ndan ‘Q’ tipi (çok gizli bölgelere giriş izni) ve servisler arası Çok Gizli geçiş iznine sahip Mike Hunt, 1960’lı yılların başında 51. Bölge’de radar bakımıyla görevliyken disk şeklinde bir hava aracı gördüğünü itiraf etmiştir.

Yeminli ifadesinde “sadece bir kere UFO gördüm” diyen Hunt şöyle devam etmiştir: “Araç, binaların arkasına yarı gizlenmiş bir şekilde yerde duruyordu. İlk gördüğümde, kuyruğunun ve kanatlarının olmadığını fark edene kadar onu küçük bir özel uçak sanmıştım. Yarım mil kadar uzağımdaydım ve bu mesafeden gördüğüm kadarıyla araç yaklaşık 6 ile 9 metre çapında olup cilalanmış parlak alüminyumdan ziyade kalay ve kurşun karışımı gibi mat bir renge sahipti.”

Hunt, birçok kez uçan dairenin kalkışını ya da inişini orada izlediğini, ancak buna hiçbir zaman izin verilmediğini belirtti. Tonopah yakınlarındaki radar istasyonunun kuzey ucunda görev yapan radar operatörü Richard Shakleford da Hunt’a, test alanı üzerinde sık sık UFO gördüğünü fakat kendisine onları görmezden gelmesi emredildiğini aktarmıştı.

Mike Hunt, o dönemde 51. Bölge’de “Kırmızı Işık Projesi” ya da kısaca “Kırmızı Işık” olarak bilinen son derece gizli bir programın yürütüldüğünden haberdardı. Hunt şunları ekledi: “Her ne görmüş olursam olayım, orada gördüklerimle ilgili en ufak bir şey konuşursam başımın büyük belaya gireceği sık sık hatırlatılıyordu. Oradaki güvenliğin ne denli sıkı olduğunu hiçbir zaman tam anlatamam.”

1989 yılından bu yana Japonya başta olmak üzere dünyanın birçok farklı köşesinden insanlar ve haber ekipleri, 51. Bölge üzerinde yerçekimine karşı olağanüstü manevralar gerçekleştiren, ordunun konvansiyonel araçlarının çok ötesinde bir teknoloji sergileyen parlak ve gizemli cisimleri fotoğraflamış ve video kayıtlarına almıştır.

UFO Teknolojisi ve Üstuzay Yolculuğu

Yakın yıldızlar ve galaksiler arasında şehirlerarası bir yolculuk kadar hızlı seyahat edebilmek için ışık hızı engelini ve bizi kısıtlayan zaman ile boyut faktörlerini aşacak uzay araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Derin uzay ve zaman yolculukları söz konusu olduğunda “üstuzay” kavramını ciddiye almak kaçınılmazdır. Üstuzay insanlık için hâlâ büyük bir sır olmayı sürdürmekte; Albert Einstein’ın genel görelilik kuramı ile kuantum fiziğinin ufkunda beliren kurtdeliği teorileri çerçevesinde anlaşılmaya çalışılan bu gerçek henüz tam anlamıyla kabul görmüş değildir.

Bob Lazar’ın Hikâyesi: 51. Bölgedeki Çalışmalar

Bir fizik uzmanı olan Bob Lazar, Nevada’daki ünlü 51. Bölge’de ABD hükümeti tarafından resmen görevlendirilmişti. Lazar’ın ifadelerine göre bu gizli üsteki hangarların içinde UFO benzeri uçan diskler üzerinde deneyler yapılıyor ve uçuş prensipleri test ediliyordu. Disklerin uçabilmesi için “yerçekimi amplifikatörü” adı verilen özel bir aygıt geliştirilmişti ve bu aygıtın tasarım planları dünya dışı varlıklar tarafından hazırlanmıştı.

Lazar’a göre iki temel araç türü mevcuttu: Birincisi “Omicron” adıyla bilinen, bir gezegen veya yıldız çevresinde kısa mesafeli yolculuklar yapabilen disk; ikincisi ise “Delta” tipi olarak adlandırılan, uzay-zaman boyutu içinde hareket edebilen ve bu sayede yıldızlar ile galaksiler arası yolculuk gerçekleştirebilen olağanüstü araçtı.

UFO’lar Nasıl Çalışıyor? Lazar’ın Açıklamaları

Lazar, uçan disklerin bir anti-madde reaktörüne sahip olduğunu ve bu reaktörün yakıt olarak atom numarası 115 olan bir element kullandığını ifade etmektedir. Lazar’a göre element 115, yeryüzündeki elementlerin aksine iki farklı amaçla kullanılabilen kendine özgü bir elementtir: Birincisi, dünya biliminin henüz adını koyamadığı “A enerjisi” olarak tanımladığı yerçekimi enerjisini sağlamak; ikincisi ise gerekli hareket gücünü oluşturan anti-madde radyasyonunun kaynağı olmak.

Lazar’ın anlatımına göre yerçekimi amplifikatörü sistemi, bu A enerjisini belirli bir noktaya odaklayarak uzay-zamanın bükülmesini sağlamaktadır. Uzay-zaman bükülümü, astrofizik terminolojisiyle, ışık hızının çok ötesinde bir süratle üç boyutlu uzayın ve zamanın dışında yer değiştirme olarak tanımlanabilir. Bu bükülüm, bir kara deliğin çekim alanıyla kıyaslanabilecek dev bir güç alanı oluşturarak ışık yılları mesafesindeki uzaklıkların aşılmasını mümkün kılmaktadır.

Lazar bu noktada şöyle eklemektedir: “Bir uzay-zaman bükülümü içinde yolculuk yapılırken element 115, element 116 adı verilen başka bir elemente dönüşerek anti-madde alanı da yaratmaktadır. Bu anti-madde alanında oluşan zıt alan, element 116 sayesinde yüzde yüz enerjiye dönüşebilmektedir. Reaksiyonun ısısı, yeterli elektrik enerjisi üretirken aynı zamanda bir tür termoelektrik jeneratörü de oluşturmaktadır. Delta moduna geçildiğinde A enerjisi uzay-zaman bükülümünü tetikleyerek bir tür kara delik meydana gelir ve böylece ışık yıllarının aşılması mümkün hale gelir.”

Lazar sözlerini şöyle bağlamaktadır: “Bu araçlar kendi çekim alanlarını yaratmaktadır. Dünya nasıl her şeyi kendine çekip yerde tutuyorsa, bu araçlar da benzer bir yerçekimsel alanı kendi çevrelerinde oluşturarak bunu bir hareket kaynağı olarak kullanmaktadır. Bu sayede kendi yerçekimsel atmosferlerini yaratabilmekte ve aşama aşama kendilerini iten bir sisteme geçebilmektedirler. Disk şeklindeki bu uzay araçları atom reaktörüne benzer bir sisteme sahiptir; bu termoelektrik jeneratör elektrik enerjisi üretiminde kullanılmakta, buradan elde edilen enerji ise dalga kılavuzuna ve yerçekimi amplifikatörlerine iletilmektedir.”